MİLLİ EĞİTİM ÇILDIRMIŞ ANNENİZLE EVLENEBİLİRSİNİZ

31 Mayıs 2018 Perşembe , 08:04
0 Yorum


Tarihçi yazar Mustafa Solak'ın yeni kitabı "Gayrimilli Eğitim" Kaynak Yayınları etiketiyle okurla buluştu. Solak'ın çalışmasının tanıtımında şu ifadeler yer alıyor: "Türkiye, emperyalizmle mücadele ediyor... Türkiye, vatanını savunuyor... Eğitimde ise tam tersi söz konusu. MEB'in hazırladığı programlara bakıldığında, milli devlete, milliyetçiliğe, laikliğe, cumhuriyete ve bilime karşı cepheden tavır alındığı görülüyor. Milli devletin okullarında milli devlet karşıtlığı işleniyor." Mustafa Solak "Gayrimilli Eğitim" ve eğitimdeki güncel gelişmeler hakkındaki sorularımızı yanıtladı... Aselsan Halka Arz Aselsan Halka Arz Oluyor. Talep Toplama’da yarın son gün! Aselsan Halka Arz Güneş kremleri burada! Güneş kremleri en avantajlı fiyatlarla Trendyol'da! Güneş kremleri burada! İş GYO ve Nef'ten fırsat İnistanbul Topkapı projesinde sınırlı sayıda daire %0,98 kredi faiz oranı, İş GYO ve Nef'ten fırsat Konutta Tarihi Kampanya 350 bin liradan başlayan fiyatlarla bir Nef sahibi olmak için hemen randevunuzu alın. Konutta Tarihi Kampanya İşte o söyleşi: Deniz Güzel: Kitabınızın adıyla başlayalım. Neden Gayrimilli Eğitim? Eğitimde yaşananlar ortadayken kitabınızı farklı kılan nedir? Ya da ortada bizim pek fark edemediğimiz bazı gelişmeler mi var? Mustafa Solak: Özellikle son on yıldır eğitimde millet, milli devlet, milli egemenlik yani cumhuriyet, insanlık ve özelde kadın onuruna karşıtlığın olması, Atatürk’e “darbeci” gözüyle bakılması, Atatürk ilkelerinin önemli ölçüde çıkarılması eğitimin gayrimilli olduğunu gösterir. Bunları sırasıyla ele alalım. Evliliği, kadınların avret yerini mezhepler düzeyinde ele alan bir müfredat milleti bölmüyor mu? Artık karşı karşıya kaldığımız durum millet değil, mezhepler. Kimisi “bunda ne var, zaten yaşamda halk mezhebinin yazdığını dikkate almıyor mu?” diye itiraz edebilir. Önemli ölçüde dikkate almıyor, modern yasaların uygulanmasını doğru buluyor. “Mezhepsel temelde mahkeme olsun, kendi mezhebimizin kurallarıyla yönetilmek istiyoruz” diyen pek kimseyi bulamazsınız. Milli devlet konusunda da geçen seneki lise Akaid ve Kelamders kitabında şu yazılıydı: “19. yüzyılla birlikte tüm dünyada yaygınlaştırılan ulus devlet anlayışının tektipleştirme ve homojenleştirme girişimleriyle birlikte yeryüzünde etnisiteye, dile, inanca ve hatta aynı inancın alt kolları olarak görebileceğimiz mezheplere dayalı bir ötekileştirme ve dışlama süreci yaşanmıştır.” Ulus devlet etnisiteye, dile, inanca, mezheplere dayalı bir ötekileştirme yaşatıyormuş demek. Cesarete bakın. Millet ve millidevlet karşıtlığı nasıl da ortada değil mi! Neyse ki bu ifadeyi bazı sendikaların da çabalarıyla sonucu ders kitabından çıkardık ama tehlike daha da arttı. Alevilerin Muharrem orucuna “nafile” diyen ifadeler milleti ayrıştıran ifadelerdir. Milli egemenlik yani cumhuriyet karşıtlığı da laiklik ve tazir kavramları üzerinden yansıtılıyor. Örneğin lise Fıkıh ders kitabında laikliğin politik açıdan “egemenliğin kaynağının ilâhîliğini yitirmesini, politik iktidarın meşruiyetinin, ilâhî değil de, dünyevî bir temele dayanması”şeklinde tanımlanmak suretiyle egemenliğin kaynağının millette olmasına yani Cumhuriyet’e karşı çıkılmaktadır. Dahası Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretim programında “Temel Değerlerimiz” başlığı altında Cuma Günü, Ramazan Ayı ve Bayramı, Kurban Bayramı, Kandil Geceleri işlenmiştir ama ulusal bayramlara yer verilmemiştir. Yine Fıkıh ders kitabında Tazir, “dinin yasakladığı fakat belirli bir ceza koymadığı suçlardan dolayı verilen önleyici, ıslah edici, caydırıcı ve terbiye edici cezalar” olarak tanımlanmak ve “bu cezaların düzenlenmesi devlet başkanına veya hakime bırakılmıştır” denmek suretiyle devlet başkanı, Kuran’a göre suç ve ceza tespit edeceğine göre en üstün dinsel otorite olan Halifelik düzeninin amaçlandığı görülüyor. İnsanlık ve kadın onuruna aykırı olan şu ifadeleri pek bilmiyoruz. Lise imam hatip Akaid ders kitabında tekfir edenin (Müslümanlıktan ayrılanın) can ve mal güvenliğine sahip olamayacağı şu şekilde vurgulanmaktadır: “İmanını diliyle ikrar ettiği veya davranışlarına yansıttığı sürece herkesin İslam toplumunun tabiî bir üyesi olarak görülmesi, can ve mal güvenliğine sahip olması, dünyevî-dinî hükümler, sosyal ve beşerî ilişkiler bakımından da Müslüman’ın sahip olduğu bütün statü, hak ve sorumluluklara muhatap olması gerekir.” Dahası birisini “tekfirci” ilan etmek din ve vicdan hürriyetinin sınırlandırılması değilmiş! Böyle rahatlıkla herkesin birbirini tekfirci ilan edebildiği bir ortamda aynı mezhebin içinde farklı din yorumu getirenler bile birbirine düşer. Milli birlik kalmaz. Fıkıh ders kitabında kısasa kısas, had, diyet, tazir gibi suç ve cezalar düzenlenerek modern ceza hukuku devre dışı bırakılmıştır. Kocalara çok eşlilik, boş ol sözüyle boşama hakkı, üvey kızla üvey babanın evlenebileceğine yönelik düzenlemeler kadınlarımızı, yani milletimizin yarısını dışlıyor. Okullarda tarikat ve cemaatlere bağlı dernekler, vakıflar yarışma, işbirliği adı altında etkinlik düzenliyorlar. Milleti, milli devleti, milli egemenliği, insanlık onurunu, kadını dışlayan bir eğitime milli eğitim denebilir mi! Bu sebeplerle kitabıma “Gayrimilli Eğitim” adını verdim. Eğitim sendikaları millet, kadın, insanlık karşıtı bu durumu yeterince ve somut örneklerle tespit edemiyorlar. Ben bunları fark edilmesi için öğretim programlarını ve ders kitaplarını tek tek inceledim. Kitabı farklı kılan2017 Temmuz ayında değişen müfredat ve ders kitaplarındaki laiklik, Atatürk, cumhuriyet, kadın karşıtlığını örneklerle göstermemdir. Bunları fark edelim ki milletin kabul edemeyeceği bu hususları anlatalım, milletimizi birleştirelim ve ders kitaplarından cumhuriyet yıkıcısı, gayrimilli ifadeleri çıkartalım. Kadınlarla devam edelim. Kadınlarla ilgili bahsettiğiniz örnekleri açabilir misiniz? Ders kitapları ve yeni müfredatta kadının emeği ve cinselliği sömürülmekte, kadın köleleştirilmektedir. Kadın, yetenekleri, kişiliği geliştirilmesi gereken bir varlık olarak görülmüyor, erkeğin ve kocanın yanında adeta hiçleştiriliyor. “Fıkıh Okumaları” ders kitabında kadının yabancı erkekler karşısında avret yeri “yüzü, elleri ve -Hanefi mezhebine göre ayakları hariç- bütün vücududur.” İfadesiyle kadının avret yeri Hanefilik’e ve diğer mezheplere göre değişmektedir. MEB’e göre evlilik hayatının mutlu ve huzurlu sürebilmesi için getirilen kurallardan biri “kadının kocasına itaatkâr” olmasıymış! “Fıkıh”ders kitabındakızın ailesinin nikâha müdahil olabileceğini söyleniyor. Üstelik bu Malikîler, Şâfiîler ve Hanbelîlere göredir. Ebû Hanîfe’ye göre kızın evleneceği erkek kıza denk değilse (küfüvvet yoksa) kızın velisi evliliği feshettirebilirmiş. Görüldüğü gibi uygulama mezheplere göre değişiyor. ERKEK ÇOK EŞLİ OLABİLİR! Bukitapta Müslüman erkek müşrik kadınla, Müslüman kadın da Müslüman olmayanlarla, kocanın üç talakla boşadığı kadınla evlenemeyeceği, bir kadının bir erkekten fazla kişiyle aynı anda evlenemediği halde kocanın aynı anda kadının teyze, hala ve kız kardeşi ile evli olamayacağı belirtilmiştir. Yani akraba sayılan kişiler hariç kocaya çok eşlilik tanınıyor. Kadını koca karşısında güvencesiz bırakan ve kadının cinselliğini sömürmeyi amaçlayan bir başka konu da Talak’tır. Talak, kocanın tek taraflı irade beyanıyla eşini boşamasıdır. Talak, kitabın ifadesiyle “sen benden bir talak ile boşsun” veya “kendine artık başka koca ara” gibi cümlelerle olmaktadır. Fıkıh kitabı boşama yetkisini kocaya vermekle birlikte koca evlenirken veya daha sonra dilerse bu konuda karısını da yetkili kılabileceğini söylüyor. Görüldüğü mahkemeye başvurulmadan boşanmanın önü açılıyor. Medeni yasaya açıkça aykırı bir durum. Bir erkek eşini üç kez boşarsa onunla yeniden evlenebilmek için eşinin bir başka erkekle evlenip boşanması veya yeni kocanın ölmesi gerekir. Fıkıh Okumaları ders kitabında yeni koca ile evliliğin zifafı içereceği yazılıdır. “Fıkıh Okumaları” ders kitabında kocaların evlenmesi haram kadınlar arasında “kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız” sayılmakta ama bir yandan da “eğer anneleri ile zifafa girmediyseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur” denilmektedir. 50 KADINA BİR ERKEK DÜŞMESİ KIYAMAET ALAMETİ “Akaid” ders kitabında kıyamet alametleri arasında beylerin hanımların emrine girmesi, kadınların sosyal konum açısından ön plana çıkarılması, köle kadının efendisini doğurması, 50 kadına 1 erkek düşecek şekilde kadın nüfusunun artması, kıyamet alameti sayılmıştır. Bakara suresi 178. Ayete dayanılarak “adam öldürmelerde size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın” denilmektedir. MEB bir taşta birkaç kuş vuruyor. Hem kısası getiriyor hem köleliği hem de kadının kadını öldürmesini. Peki kadın bir erkeği kasten öldürürse kadın ceza alacak mıdır? Görüldüğü gibi kadın, erkeğin cinsel kölesi haline getiriliyor, kadın, erkeğe itaat etmesi gerektiği noktasından uysal, itaatkar bir “hizmetçi”ye, cinsel objeye dönüştürülüyor. Peki müfredatta ve ders kitaplarında Atatürk nasıl yer alıyor? Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi veimam hatip meslek dersleri öğretim programında Atatürk’e hiçbir sınıfta bir kelimelik dahi yer verilmemiştir. Atatürk ve din ile ilgili üniteler kaldırıldı. 2016-2017 eğitim ve öğretim yılında okutulan 5. sınıf Sosyal Bilgiler ders kitabının “Çağdaşlaşan Türkiye” ve “Yeni Türk Devletinin Temelleri” başlıkları çıkarıldı. 8. sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersinden kaldırılan “Atatürkçülük” ünitesindeki Atatürkçü Düşünce, Atatürk ilkeleri, Atatürk ilke ve inkılaplarını oluşturan 17 sayfalık esasların “Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve İnkılapçılık ilkeleri kavramsal düzeyde ele alınır” diyerek sadece kavram düzeyinde birkaç cümle ile yetinilmiştir. ATATÜRK VE CUMHURİYET DEVRİMİ HEDEFE KONUYOR Lise tarih öğretim programında, “1909” tarihinden “darbe” diye bahsedilerek 1909 yılında 2. Abdülhamid'i tahttan indiren Harekât Ordusunun komutanlarından Mustafa Kemal Atatürk de ima yoluyla “darbeci” sayılıyor. Ortaöğretim T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersindeki “Şeyh Sait İsyanı, Takrir-i Sükûn Kanunu ve Kubilay Olayı farklı bakış açısı ve kaynaklardan yola çıkarak ele alınır” ifadesiyle Atatürk dönemine suçlama getirileceği anlaşılmaktadır. Türk Kültür ve Medeniyet Tarihinde 1.ve 2. meclisin milletvekili yapısı ve halkı temsil etme gücünün günümüzle ilişkilendirilerek verileceği belirtiliyor. Bilindiği gibi 1. ve 2. mecliste padişahlık ve halifelik yanlıları vardır. Bunlar 1923’te seçimlerin yenilenmesiyle tekrar milletvekilleri seçilemez ve 2. Meclis döneminde Lozan Antlaşması’nın onaylanır, Ankara başkent olur, Cumhuriyet ilan edilir, Halifelik kaldırılır. Anlaşılıyor ki bunlara itiraz ediliyor. Yer verilmeyen Atatürk ilkeleri arasında laiklik de var. Kitabınızda laikliğin de hedef alındığını gösteriyorsunuz. Nasıl? Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ve imam hatip meslek lisesi öğretim programında laiklik kavramı, laiklik ile ilgili üniteler çıkarılmıştır. Örneğin 9. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabında konu başlıklarından biri “laiklik din ve vicdan özgürlüğünün garantisidir” idi. Yeni öğretim programında ise laiklik ahlaki yozlaşma sebebi, mesele olarak görülmektedir. Ders kitaplarında laiklik tanrıyı inkar eden akımlar arasında ve dinden uzaklaşma sebebi görülerek hedefe konmaktadır. Kelam dersinde sekülerizm diyerek kastettiği laikliği “toplumu sekülerleştirmeyi amaçlayan bir kamu otoritesinin, belli bir laik toplum telâkkisi veya tasarımını hayata geçirmek amacıyla, insanlara ve insan topluluklarına dayatmada bulunması” olarak tanımlamıştır. Laiklik dayatma görülüyor. LAİKLİK AHLAKİ YOZLAŞMA SEBEBİ, İNANÇ PROBLEMİYMİŞ 11. sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretim programında laiklik, pozitivizm, satanizm, ateizm kavramları ile beraber “mesele” olarak görülüyor. Temel Dini Bilgiler İslam 1 dersinde “ahlaki yozlaşmanın sebepleri” arasında laiklik de gösterilmiştir. Dahası MEB, laiklik ile eş tuttuğu sekülerizm için “her ne kadar ilk bakışta din karşıtlığı olarak görülmeyebilirse de yönelimleri itibariyle dini önemsememe, hayatı yaşarken dine referans ve gönderme yapmama anlayışı sebebiyle dinden uzaklaşma sonucu doğurmaktadır” demektedir. Laik insanlar için “Allah’ı, vahyi, kutsalı dkkate almıyorlar” şeklinde hedef gösterici cümleler vardır. Laiklik İslam için tehdit ve tehlike sayılmıştır. Tespitleriniz önemli. Kitabınızı sadece bir durum tespiti yani tarihe not düşmek için mi yoksa güncel ihtiyaçlar için mi yazdınız? Tarih ve eğitim ile ilgili araştırmalarımı hep bugüne nasıl ışık tutar, bugünün sorunlarına nasıl çözüm üretebilirim bakışıyla ele alırım. Bugünün ihtiyaçlarına da yanıt verecek şekilde veriler sunar, yaklaşımda bulunurum. Bugünün ihtiyacı emperyalizmin Suriye, Kıbrıs, Ege’den sıkıştırmasına karşılık milletçe birliğimizi muhafaza etmemiz gerektiğidir. Türkiye ve bölgemiz ABD emperyalizmiyle savaşıyor. Emperyalizme karşı vatan savunması millî birliğin sağlanmasıyla başarıya ulaşır. Emperyalizmle mücadele milletin geniş kesimlerinin birleştirilmesini gerekir. Emperyalizmin sınırsız sömürü hedefini gerçekleştirmesinin en önemli engeli milli devletlerdir. Milli devleti de ancak milli eğitimi tasfiye ederek yok edebilirler. Milli eğitim olmadığında milli egemenlik, milli devlet, millet, Cumhuriyet, Atatürk de olmaz. Siyasî iktidar 2. Kurtuluş Savaşı’ndan bahsediyor, fakat savaşın gereği olarak milleti birleştiremiyor. Bilimsel gelişme kaydedemeyen, kadını aşağılayan, eleştirel akıl yerine dogmaları geçiren ülkeler emperyalizmin ağında takılı kalır. Emperyalizmin de hedefi budur. Dikkat edilirse her şeye sözünü esirgemeyen AB ve ABD'nin eğitim sistemine dair bir sözleri yoktur. Türkiye’nin üretim ekonomisi kurma zorunluluğu var. Bilimi dışlayan müfredatla üretim ekonomisi kurulamaz. Eğitimin yeniden yapılmasına ihtiyaç vardır. Bu görev toplumsal mücadeleyi gerektiriyor. Sadece mecliste yer alan partilerinize havale edeceğiniz husus değil. Eğitimdeki insanlık onuruna aykırı, farklı din ve mezheptekileri dışlayan, kadına karşı ötekileştirici, tek tipleştirici, farklı bakış açısına izin vermeyen ifadeleri milletimize anlattığımızda milletin bunları kabul etmeyeceğini, dolayısıyla milli birliği sağlamak yönünde çeşitli kesimlerle diyaloğumuzun artacağını düşünüyorum. Kim kızının kocasının çok eşlerinden birisi olmasını normal görür ki! Suriye’de ABD ve piyonlarına karşı “millet olarak varlığımızı sürdürme”, “huzur ve birlik içinde yaşama” amaçları üzerinden milletimiz ikna edilebilir. Milletimize, kadını ağılayan, insanlık onuruna aykırı, evliliği, avret yerini mezhebe düzenleyen ifadelerin milleti böldüğünü, bölünen milletle düşmanlarımıza karşı yurdumuzu savunamayacağımızı söyleyelim. İşte bunları anlatan milleti hem birleştirir hem de kendi siyasetine kazanır. Peki milleti ikna etmede, kazanmada nasıl bir söylem geliştirilmelidir? Öngörülerimizi, analizlerimizi değil somut örnekleri sunmalıyız. Bazı örneklerden bahsettim.Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri bir arada yapılacak. Sıkıntılı durumu milletimizi kazanmada lehimize çevirebiliriz. Yalnız çeşitli kesimlerin algısını, hassasiyetini dikkate alarak anlatmalıyız. Muhafazakârına; “algıladığınız din kadının aşağılanmasına içiniz elveriyor mu, dinden çıktı diye can ve mal güvenliğine zarar verilebilir mi?” diye sorunca tamamına yakını “hayır” diyecektir. Çünkü erkeğin çok eşli olmasını, “boş ol” denerek hakim önüne çıkmadan erkeğin karısını boşamasını, dul kalan kız çocuk sahibi kadının, yeni eşiyle zifaf yaşamadıysa kızını yeni eşinin nikahlayabileceğini, dinden çıkanın öldürülebileceğini, hırsızın el-ayaklarının çapraz kesileceğini neredeyse hiçbir insana anlatamazsınız. Ülkücüsüne; “Atatürk’ün milliyetçilik ilkesi, Atatürk’ün kazanımları ve ilkeleri kaldırılıyor, Atatürk darbeci gösteriliyor” dediğimizde önemseyecekler. Milleti dinsel, mezhepsel temelde bölüyorlar. Kızların nasıl evleneceğine, avret yerlerinin nereler olduğuna dair mezheplere göre değişen yanıtlar var ders kitaplarında. “Milleti böldürmemek için beraber karşı çıkalım” diyebiliriz. Laikliği önemseyenlere; “Laiklik ahlaki yozlaşma, Batının inanç problemi, Allah’ı inkar eden akımlar arasında gösteriliyor” diyebiliriz. Son olarak söylemek istedikleriniz..? Yazın ders kitapları yeniden yazılacağı için kitaplara gayrimilli ifadelerin girmemesi, mevcut kitaplardaki gayrimilli ifadelerin çıkarılması için seçimlerden sonra mücadelenin tekrar büyütülmesi gerekiyor. Belirttiğim gibi seçimlerde de eğitimdeki gayrimilliliği somut örneklerle anlatarak kendi adaylarımızın desteklenmesi yönünde seçmenleri ikna edebiliriz.Milli eğitim mücadelesinde hepimize kolay gelsin." Söyleşi: Deniz Güzel Odatv.com


Kaynak:
denizlihalkinsesigazetesi.com
HASANSOFT Haber Sistemi